Yüz Yıllık Yalnızlık / Ruhu Bohçada Gezen İnsanoğlu

Yüz Yıllık Yalnızlık / Ruhu Bohçada Gezen İnsanoğlu

Her şeyin bir dili ve ruhu  vardır…  Doğanın, hayvanların, insanların, dünyanın ve evrenin… Hatta sonsuzluğun,yalnızlığın ve sessizliğin bile bir dili ve ruhu vardır.  Önemli olan o yalnızlığın içinde; sessizlikte doğayla nasıl anlaştığın, evrenle olan enerjini hangi doğrultuda ilerletebildiğindir. İyilik ve kötülükler tam da bu evrendeki enerjinin sınırında doğar işte.

asdRuh uyumu derler ya hani. Doğa ile kendi ruhumuzu birleştirmektir önemli olan. ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar ‘ kitabını okumanızı öneririm. Oradan okuduğum birkaç cümle var aklımda. ‘Hani ayak tabanınız vardır ya, vücudumuzda hislerimizin en belirgin noktası o ayak tabanı derisidir’ der kitapta. Ayakkabı giydiğimizde yere bastığımızdaki hissettiklerimiz ile çıplak yere bastığımız hislerimiz bir olur mu peki?  Doğada ayakkabı ile toprağa bastığımız ile ayaklarımızın çıplak olarak toprağa değdiğindeki duygu bir olur mu peki?  Her şey o ayak tabanı derisinin bedene aktardığı hislerde saklı.

Tohum bizim özümüz, Toprak bizim anamızdır, Doğa ise bizim koruyucumuzdur. Biz doğaya aitiz çünkü. Doğanın bizi koruma içgüdüsü; nefes alışımızda , varlığımızda etkili olan oksijende saklıdır, bir empati  kurup biz de doğamızı, varlığımızı, geleceğimizi koruma içgüdüsüne sahip olsak keşke. Bozmasak doğayı , yeşilliği siyaha boyamasak. Kendimiz doğarken yeşillenmişken, ölürken siyahlara bürünmesek. Hep yeşil kalsak , yeşillensek. Özümüzü bozmasak…

fghHani hepimizin bildiği bir kelime  ‘Ağaç’ ; aslında kökünde ‘Ağmak’ fiiliyle alakalı bir kelime. Ağmak anlamı ise yukarı çıkmak anlamına gelir, bağlantılı olarak göğe uzanmak anlamı taşır. Daha eski dönemlerde doğrudan ağaçtan doğma şeklinde bir anlayışın var olduğu söylenir  ve buradaki ağaç da aslında sıradan bir ağaç olmayıp, ‘Ulu Kayın’ olarak bilinirmiş. Yani Ulu Kayın, tüm doğayı,  ağaç anayı ve doğurganlığı simgeler bu inanışa göre.

Türk kültüründe büyük ve kovuğu olan ağaçlara saygı duyulduğu söylenir, hatta bu tür ağaçlardan korkulur, içinde Ağaç ananın yaşadığına inanılırmış. Bizim kovuğumuz , bizim tohumlarımızı toprağa serpen, yeşerip filizlenmemizi sağlayan güneşimiz, ışığımız, yağmurumuz olan annelerimiz…

Annelerimiz bir ‘Ulu Kayın’ AL ANA bizim için.. Anneler günü yaklaşmakta olduğu için bağlantı kurmak ve buna dikkat çekmek istedim.  Annelere  ve doğadaki ağaç anaya duyulan minnettarlık ve saygı normalde bu tür tek bir zaman ve güne bağlı olmamalı benim düşüncem… Tohumdan fidelenip yeşermemizi,gövdemizin zamanla kalınlaşıp  yaşama köklerimizle sımsıkı bağlanmamızı sağlayan annelerimiz, Toprak ana, Ulu kayın her gün kutsal olmalı bizim için.

cvbBir de Druidler , keltler  vardır eski hikayelerde… ağaçlarla konuşabilen ve onlara karakter özelliklerine göre hitab etmeyi bilen rahip sınıfı diye bilinirler okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla. Biz de her birimiz bir Druid’iz ve ağaaçlar bizim dostumuz, soluğumuz,nefesimiz,organlarımız!  Onlara zarar gelirse biz hiç oluruz. Şuan görünüyor ki her aldığımız nefeste,  her geçen günde yok oluşumuza buğulanmış dünyadan bakıyoruz iki gözle. Halbuki bunu yapan İKİ EL sadece. ‘İKİ EL’ doğayı her şeyiyle gömebiliyor mezara. Sonunda mezar da kendisi olacak aslında. Bu yüzden bu ‘İKİ EL’ birleşmeli , çoğalmalı doğada. Yaşamak, yaşatmak, eğitmek  için.

Daha fazla geç kalmadan koşmalıyız toprak ananın kalbine, yeşilliğin ruhuna. Bohçamızı açıp içine tüm duygularımızı, hislerimizi, dostluğumuzu koyduktan sonra koyulmalıyız yola. Gezmeliyiz doğada adım adım, her bucağı karış karış. Açmalıyız kollarımızı güneşe,yıldızlara, ağaçlara,bitkilere, hayvanlara,denizlere .. Derin bir nefes almalıyız bomboş beynimizde, arınmış düşüncelerimizle. Beynimiz doğa olmalı, ellerimiz dallar, bedenimiz ağaca bürünmeli. Ayaklar toprağa bağlanmış bir kök. Temelimiz zerre bir tohum ne de olsa.

‘Ağaç yaş iken eğilir’ atasözünü herkes bilir. Biz de şehir hayatına, okula ve derslere boğulmuş gençlerimizi doğayla tanıştırmak,özüne döndürmek, kamp ateşi başında ve yıldızların altında daha önce fark edemedikleri  hisleri yaşamalarını sağlamak, doğayla olan ruhlarını bütünleştirmek, doğanın dilini, ağaçların,bitkilerin karakterlerini öğretmek amaçlı başladık bu eğitime..Biz eğitildik sıra gençlerde.  Biz bir aracıyız aslında. Asıl öğretmen doğa olacak bu eğitimde!

Ruhunuz hep yeşil kalsın..Sevgiyle ve dostlukla kalın!


Eda GİRGİN / Yıldız Dağları Doğa Eğitmeni

 

İsmail Metin

İsmail Metin Hakkında

Thrakis ekibi ile doğa yürüyüşleri ve kamp organizasyonları yapan Metin, “Bireyin doğası değil doğanın bireyi olabilmek” felsefesine inanmaktadır. devamı