“YAŞAMAK MI, YOKSA GELİŞMEK Mİ?”

“YAŞAMAK MI, YOKSA GELİŞMEK Mİ?”

Trakya’da çevre sorunlarına kendini adamış bir isim Göksal ÇİDEM. Çevre konusunda her platformda kendisini gösteren duyarlı bir aktivist. Emekli olduktan sonra elini ayağını çekip kendi köşesine çekilmemiş ve kendini doğaya adamış bir kişilik. Ergene Nehri ve Taş ocakları konusundaki duyarlılığı ve yaptığı çalışmalarla alkışı hak eden Göksal ÇİDEM ile sıcak samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Thrakis /Özel Röportaj

– Su, iki hidrojen bir oksijen atomundan oluşan bu madde size ne anlatmaktadır?

Su insan hakkıdır.

Yaşamsal bir hak hem de. Neden mi?

Dünyadaki toplam su miktarı: 1400 milyon km3

Suyun % 97’ si okyanus ve denizlerde

% 2’si buzullarda

% 1’ i tatlı su kaynakları ancak, % 0,4’ü çok derinlerde

İnsanoğlu için kalan sadece % 0,6 Binde 6.

– Sularımız ticarileştiriliyor şu anda.

Üstelikte bu oran sadece biz insanların değil. Yaşayan tüm canlıların. Temiz suyu hovardaca kullanmak, rant uğruna yok etmek gelecek adına işlenecek en büyük suç. En büyük günah. Kul hakkı var.

– Yaşamsal bir hak olan su ile ilgili bizler ne yapıyoruz?

Yapılan yasal düzenlemeler eko sistemi ve kültürel yaşamı güvence altına almaktan çok uzak. Ne yazık ki korumaya yönelik yaptırım yok. Yaşam kaynağımızı suyumuzu piyasa koşullarına terk ediyoruz. Bunlara olur ve onay verenler hem insanlık adına hem de gelecek adına suç ve günah işliyorlar.

– Bölgemizde su ile ilgili pek çok oyunlar var. Yasal mevzuatlar buna izin veriyor mu peki?

5 Kasım 2009 tarih 27397 sayılı Resmi Gazetede bölgemizin yer altı suları her türlü tahsise kapatıldı. Nedeni de havzanın emniyetli işletme rezervine ulaşmış olması. Tahsise kapatılan bir bölgede kurulacak olan tesislerin ve işletmelerin yer altı suyu kullanmalarına yönelik işletmelere imar izni ve ruhsat verilmesi yasalara aykırılığı ortaya çıkıyor. Yer altı suları bilinçsizce kullanılmaya devam ederse, Malkara Kadıköy’de oluşan obrukların yenilerini Trakya’nın her yerinde görmeye başlarız.

– Doğa, yasa ve yönetmeliklerle mi kontrol edilebilir sizce?

Yüzyıllardır bu toprakları, ormanı ve suyu kullanan yörede yaşayanları görüşleri alınmadan tek taraflı verilen kararlarla telafisi mümkün olmayan tahribatlar her geçen gün büyüyerek geleceğe miras bırakılıyor.

Doğa yasa ve yönetmeliklerle kontrol edilemiyor. Poyralı köyünde akasya ormanını köylüler oluşturdu. Burayı işleten şirket çekip gitti. Eski haline getirmeden gitti. Yaptırım uygulanmadı. Çünkü şirket ortada yoktu.

– Yetkili makamlar sizin gibi yaşam savunucularını anlamıyor mu?

Yetkili makamlar, seçilmişler ve atanmışlar millet adına yetkiyi elinde bulunduranlar, doğayı tahrip ederek çekip gidenlere yaptırım uygulayamazken, bu konularda sadece ve sadece doğa için, gelecek için mücadele eden yaşam savunucularının neden mücadele ettiklerini bile kavrayamamış durumda olmaları aslında düşünülmesi gereken konu.

 

– Doğayı tahrip edenlere karşı yasaların yarattığı boşluklardan faydalananlara karşı tepkinizi ortaya koyarken ne gibi tepkilerle karşılaşıyorsunuz?

Merayı korumak için mücadele ederken kaç koyun ve keçimiz olduğunu merak edenler, Tarlalar için mücadele ederken de istimlak bedeli yüksek olması için uğraşıldığını sananlara bir kez daha sesleniyorum. “Bu işe gönül veren bizlerin ne koyunu ne keçisi var. Nede duble yol yapılan güzergahta tarlamız var. Biz sadece gelecek nesiller adına yaşamı savunan insanlarız. Görevli değil, gönüllüyüz… Gönül verdiğimiz yer sadece bir köy değil. Necatiye köyü değil, Kırklareli Balaban Köyüde, Istrancalarda, Loç vadisi Çamdibi köyüde, Şenöz vadisi ve Solaklı Vadisi’de bizim için aynı değerdedir. Hepsi geleceğimizdir.”

– Sizce karar vericilerin vicdanları rahat mı bu kararları verirken?

Vicdanlar gelecek adına karar vermelidir. Siyasi ikbal uğruna verilecek kararlar gelecek nesillere izah edilemez. Şunu unutmamak gerekir ki; korumak, temiz tutmak, bozulmadan ve kirlenmeden çok daha ucuza yapılır.

– Yer altı sularımız da yer üstü sularımız kadar tehdit altında. Taş ocakları tehdidi ile birlikte Istırancalardaki yer altı sularımız tahrip ediliyor. Bu nasıl bir anlayışın ürünüdür? Yasa bunlara izin veriyor mu?

Yer altı kaynak suları afet ve savaş durumlarında stratejik öneme sahiptir.

Günümüzde birçok gelişmiş ülke yer altı kaynak sularını korumak için ulusal politikalar oluşturmuşlar. Dokunulmazlık sağlamışlardır. Hatta çok eski tarihlerde bile tarım toprağı ve su kaynağı için çıkarılan yasalara baktığımız da iyi ki bugün yok diyoruz.

– Tarih tekerrür eder demiş atalarımız. Osmanlı’da tarlasını sürmeyenin, çift kıranın cezalandırıldığı bir tarihimizde su konusunda bu kadar acımasız ve suyun talan edilmesi konusunda ne gibi örneklerimiz vardır? Böyle gelmiş böyle gider mantığı mı hâkim yoksa su nerede imiş onlarda? Bu konuda bir bilginiz var mı?

Hititler’in, Anadolu topraklarında Kral 4. Tuthalia zamanında yaşanan kuraklık nedeniyle çok zor durumda kaldığı, MÖ 1250 yıllarında yaşanan kuraklığın Hititler’in sonunu hazırladığı Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Eski Çağ Tarihi uzmanı Prof. Dr. Hasan Bahar tarafından açıklandı.

Hititler suya öyle önem veriyordu ki temiz su kaynağını kirleten kişinin suçu ölümdü.

Frigler, Ege Göçleri ile Anadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750’den sonra ortaya çıkmışlardır FRİGYALILAR (Frigler)Ekonomilerinin temeli tarıma dayalıdır. Özellikle köylü ve çiftçi ülkesidir. Bu nedenle yasalarında tarımı koruyucu maddelere yer vermişlerdir.(Tarım alanına zarar veren, öküz öldüren ya da saban kıranın cezası ölümdür)

– Su dinimiz açısından önemli bir yere sahip değil mi?

Kur-anı Kerim Nahl suresi 11. Ayetinde ise “Allah o su sayesinde sizin için ekinler, zeytinlikler, hurmalıklar, üzüm bağları ve çeşit çeşit meyveler yetiştirir. Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak bir ders var! “. diyor. Peki bugün neler oluyor? Ekinler üzerinde AVM ler, Zeytinler üzerinde duble yollar…

– Su yüzünden tarihte birçok kavim sıkıntı çekmiş yok olmuş. Bunlardan hiç ders almadık mı?

Su sayesinde bize sunulan nimetlerden ders almak gerekirken, Ne milattan önceki yok olan medeniyetlerin nede Kur-anı Kerimin ayetlerinden ders alabiliyoruz. Var olan kaynakları günlük çıkarlar uğruna ebediyen yok ediyoruz.

 

– Plansız bir kentleşme yaşanıyor bölgemizde. Bunun getirdiği bir kültür erozyonu ve Ergene kaynaklı kanser vakaları. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Gerçek şu ki tarım alanları ve su havzaları tüm hızıyla yok ediliyor. Plansız sanayileşme, çarpık kentleşme, hızlı göçün olduğu bölgelerde sadece kaynak ve topraklar değil hem göç edenler, hem de göç ettiği topraklarda yaşayanlar, kültürel erozyona uğramışlardır. Yoğun göç ve sanayileşme sonucu toprak, su ve kültürün yanı sıra halk sağlığı da ciddi tehdit altında kalmıştır. Son açıklanan Ergene Raporu’nda bu konuya çarpıcı bir şekilde yer verilmiştir. Ergene kıyısında yaşayan 5 evden biri kanserle mücadele ediyor.

– Trakya’da bir çevre soykırımına gidecek çalışmalar yürütülüyor. Yıllardan beri süre gelen Ergene Nehri kirliliği, taş ocakları ve yer altı suları tehdidi ve şimdi de HES konusu. Yaşam alanlarımız ipotek altına mı alınıyor?

Plansız sanayi ve arkasından gelen göçle plansız yerleşim nedeniyle, Bir zamanların temiz Ergene’si katledilmiş, temiz kaynakları ise yok olmak üzeredir. Temiz su kaynakları üzerinde ki taş ocakları yer altı sularını yok ederken, HES ler ise yer üstü kaynaklarını yok etmektedir. Tüm bu olumsuzluklar bilirkişi raporları ve akademisyenlerce defalarca tespiti yapılmış ve kamu oyuyla paylaşılmıştır. Uluslararası sermaye ve yerli işbirlikçileri doğamızı ve yaşam alanlarımızı yok etmeye çalışıyor! Tarım alanlarımız, ormanlarımız, toprağımız, kâr hırsına feda ediliyor. Enerjiye ihtiyacımız olduğu yalanıyla birçok yerde olduğu gibi yurdumuzun ormanı suyu, yaşamı yok eden kirli enerji santralleri, HES ler ve taş ocakları ile gelecek yok ediliyor.

– Uluslararası boyutta yapılan bu çalışmalar nasıl karşılık buluyor?

Birleşmiş Milletler yaşam hakkı konusunda, temiz suyu (içme suyu) temel insan haklarından birisi olarak kabul etmiştir. Temiz su kaynaklarından eşit biçimde yararlanmak, suların kirletilmesini ve yok olmasını önlemek uluslararası sözleşmeler kapsamında kamunun görevidir. Devlet vatandaşının temiz suya ulaşımını sağlamakla yükümlüdür.

– Su kaynakları üzerinde yapılaşmaya izin vermek, patlamalı taş ocağı açmak doğal yaşamı ne şekilde tehdit etmektedir?

Sadece yurttaşların sağlığı ve yaşamsal hakları bakımından bakmamak gerekir. Su kaynakları üzerinde yapılaşmaya izin vermek, doğal hayatı tehdit eder boyuta gelmiştir. Yaban hayatı özellikle Istrancalar da tehdit altındadır. Patlamalı taş ocakları, buradan çıkan malzemenin orman içi yollardan taşınması, özellikle de göçmen kuşların göç yolları üzerinde bulunan patlamalı taş ocakları büyük bir tehdittir. Burada oluşan tozlar ve hafriyatlar nedeniyle Istrancaların flora ve faunası zenginliğini ve varlığını kaybetmeyle yüz yüze gelmek üzeredir.

– Yapılan bu çalışmalarda kamu yararı gözetilmiyor mu?

Verilen ruhsatlarda kamu yararı gereği olgusu vurgulanmaktadır. Bugün yaşayanlar adına kamu yararı hükmü vermek bizden sonraki nesilleri yok saymakla eşdeğerdir. Kamu yararı kararı verilirken gelecek nesillerin yaşam hakları göz önünde bulundurulmalıdır.

– Bu çalışmaları yürütürken gelişme ve ülkenin kalkınması göz önünde bulundurulmuyor mu? Bu çalışmalar bir ülkeyi geliştirmez mi? Dışarı bağımlılığı azaltmaz mı?

Aslında cevaplamamız gereken soru şudur: Yaşamak mı gelişmek mi?

Ekonomik koşullara mı, yoksa yaşam kurallarına mı uygun davranacağız?

– Yapılan tüm bu olumsuzluklar karşısında vermek istediğiniz mesaj nedir?

Unutmayalım ki doğal afetler de bile kalıcı olan yinede topraktır. Bereketli topraklarımızı ve temiz su kaynaklarımızı korumak için iş işten geçmeden… Çevre adına verilecek kararları hemen şimdi tekrar gözden geçirin! Geleceğimizin ve bugün yaşayan bir canlının bile hayatını sonlandıracak kararları almaktan vazgeçin!