Trakya İstanbul’un Arka Bahçesi Değildir Nokta

Trakya İstanbul’un Arka Bahçesi Değildir Nokta

Bu ülkede TRAKYA diye bir yer var arkadaşlar.

Kültürü, tarihi, doğası ve tüm güzellikleriyle TRAKYA. Ülkenin başka hiçbir yerinden geri kalmayan hatta hatta birçok yerinden daha önemli ve güzel TRAKYA.

Burada yaşayan insanlar var arkadaşım. İnsanca yaşamak isteyen barış ve huzur dolu, üretken, eğlenmeyi bilen, sevecen insanlar…

Lafım bu toprakların varlığını, birliğini, tarihini sadece Anadolu’dan ibaret sanan (sayan) insanlara ve pis ellerini Trakya’nın üzerinden hiç eksik etmeyen açgözlülere. İki sıkıntım var;

Birincisi şu Anadolululuk meselesi. Ne zaman birileri bu ülkeden, değerlerden bahsetmeye kalkışsa Anadolu diyor. Yetmiyor arkadaşıım yetmiyor. Bu ülke sadece Anadolu kültüründen ibaret değil anla bunu. Anadolu da sadece Anadolu’dan ibaret değil ya zaten.

Size basit iki örnek; okumuş koca koca insanlar, genel seçimler öncesi kalkıp bir parti kuruyor ve adına Anadolu Partisi diyor. Sonra da açıklamaya çalışıyorlar vay efendim biz aslında Trakya’yı da seviyoruz vs. Çevreci arkadaşlarda ülkedeki doğa talanına karşı bir eylem yapıyorlar ve adına Büyük Anadolu Yürüyüşü diyorlar.

Başka birçok insan da aslında farkında olmadan bunu yapıyor. Doğaya, insana değer veren iyi niyetli konuşmalar bile çoğu zaman kuzeybatıyı kast etmiyor. Orada olduğunu, ne kadar değerli olduğunu dilimize yansıtamadığımız bir bölge var. TRAKYA.

Bilen biri varsa lütfen bana anlatsın bu iş neden böyle oluyor?

İkinci mesele ise Trakya’nın sömürülmesi. Özellikle de İstanbul tarafından. Trakya İstanbul’un arka bahçesi değil arkadaş. İktidarı ya da çeşitli sermaye odaklarının desteğini alanların babasının çiftliği hiç değil.

Istranca suları üzerindeki İSKİ barajları, Trakya’nın her yerinde envaiçeşit fabrikalar, kanal projesi, üçüncü havalimanı, yeni kara yolları ve bölgeyi tahrip eden tüm bu çalışmaların kaynağını sağlamak için yine bölgede açılan yeni maden alanları vb. projeler. Gerçekten çılgın sıfatını hak ediyorlar. Kendi kendini yok etmek için hazırladığın ve adına kalkınma dediğin bu uygulamaları ancak çılgın, aptal, manyak gibi sıfatlarla tanımlayabilirsin zaten.

Ülkenin her köşesinde benzeri talan projeleriyle boğuşuyor yerel halklar ama çok azı bu mücadelede başarılı olabiliyor. Trakya’nın yüz yüze olduğu problem ise çok daha büyük çünkü kara delik gibi doymak bilmeyen İstanbul’un hemen yanı başında. Doğusundaki Dilovası ve İzmit’i bitiren bu kara delik güzelim Trakya üzerindeki etkisini her geçen gün arttırıyor. İnsanlara vaat edilen ise kalkınma, iş, sanayileşme, gelişme gibi yalanlar.

Gelişmiş, sanayileşmiş, iş olanaklarını olduğu, kalkınmış şehir İstanbul gözlerimizin önünde. Benim gördüğüm ve yaşadığım; nüfusunun çoğunun mutsuz olduğu, her türlü problem ve tehlikenin var olduğu kendi pisliğinde boğulmak üzere olan, zehir saçan bir kent. İstanbul bu hastalığı Trakya’ya da bulaştırıyor maalesef.

Üzücü olan taraf ise eğitim ve bilinç seviyesi düşük insanlarımızın betonu, asfaltı, teknolojik aletleri, daracık binalarda üst üste yaşamayı, karbonmonoksit solumayı kalkınmışlık zannetmesi. Tersinin düşünen insanlarında mücadelesinin kısıtlı kalışı…

Ne olur artık biri bu çılgınlığı durdursun…

Sait Çetin

Sait Çetin Hakkında

Thrakis Doğal Yaşam ve Kampçılık kurucularından olan Sait Çetin 1986 Kuzey Trakya (günümüzde Bulgaristan’ın Şumnu ili) doğumlu bir Traktır. Eşi Nergis Bulgaristan’ın Asonovgrad Traklarındandır. Çocukluğunu sömestr dönemlerinde İstanbul’da taş binalar arasında, yazlarıysa Kuzey Trakya’da, köyünde geçirmiştir. Evden çok sokakta, doğada büyümüştür. devamı