Nükleer Santraller

Nükleer Santrale Karşıyız!

Cernobil-1400km_daire200 yıldır sanayi ve teknolojide yaşanan gelişmeler ve 7 milyara ulaşan Dünya nüfusu ile enerjiye olan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Sanayi ve teknolojik üretimin ve çeşitliliğin hızına paralel olarak enerjinin tüketim hızıda şuursuzca artıyor.

İnsanlar olarak; evimizde, iş yerimizde, ulaşımımızda, iletişimimizde kısacası hayatın her alanında enerji tüketen tek canlı türüyüz. Bu yüksek enerji ihtiyacını karşılamak içinse çılgınca yollara başvurmaktan kaçınmıyoruz.

Dünya’nın ve ülkemizin yüz yüze olduğu en büyük tehlikelerden biri de Nükleer Santraller. İnsan hatalarından, doğal afetlerden ya da teknik aksaklılardan kaynaklı radyoaktif sızıntılar yakın çevresinde yüzbinlerce ve çevresinde milyonlarca insanı tehdit ediyor. Sadece insan değil toprak, yeraltı ve yer üstü suları, denizler, atmosfer… kısacası gördüğümüz, varlığını bildiğimiz her şey radyasyon tehlikesiyle yüz yüze kalıyor. Yaşam alanlarımıza atom bombaları yerleştiriyoruz.

Nükleer santrallerde radyoaktif elementlerin çeşitli tepkimelere sokulmasıyla ortaya çıkan muazzam ısı enerjisi elektrik enerjisine çevriliyor. Bu işlemlerin çok iyi kontrol edilmesi gerekiyor çünkü nükleer tepkimenin hata toleransı çok düşüktür. Reaktörlerde geçekleşen bu müthiş güçlü işlem herhangi bir aksaklık durumunda gözle görülen ve görülmeyen bir sürü felaketi doğuruyor. Radyasyona maruz kalma oranına göre direk ölüme, sakatlanmalara, DNA’nın bozulmasına, kısa ve uzun vadede çeşitli kanserlere ve çevresel kirlenmeler yoluyla yine insanların zehirlenmesine yol açıyor. Bazı araştırmalar herhangi bir sızıntı olmasa dahi Nükleer santrale 5 km kare çevrede yaşayanların kansere yakalanma oranlarının arttığını gösteriyor. Nitekim başta Almanya olmak üzere birçok gelişmiş ülke alternatif enerji kaynaklarına yöneliyor.

Deprem, fırtına, tusunami gibi doğal afetlerin (ki bunların bir kısmı insan kaynaklı iklim değişikliği sonucunda oluşuyor) yanı sıra enerji hatlarında yaşanması muhtemel aksaklıklar, elektrik kesintileri jeneratörlerin devreye girememesi, soğutma sistemlerinin çalışmaması gibi aksaklıklar sonucunda reaktör kaldıramayacağı kadar ısınıyor ve patlıyor ya da sızıntı yapıyor. Her yanı aktif fay hatlarıyla dolu olan ve ihmalden kaynaklanan ölümlerin sıklıkla yaşandığı ülkemizde Nükleerin alınabilecek bir risk olduğunu düşünmüyoruz. Kaldı ki bizim santralin sızıntı yapması için depreme falan gerek yok sık sık yaşanan elektrik kesintileri büyük bir felaketi tetikleyebilir. Sonunda da ne sorumlusu ortaya çıkar ne de istifa eden olur. Ölen öldüğüyle, sakatlar yardıma muhtaç, çocuklar nesilden nesile geçecek kanser belasıyla, coğrafya ise zehirlendiğiyle kalır.

1986 yılında bizden yaklaşık 1.500 KM uzaklıkta patlayan Çernobil’in etkileri kuzeyde Finlandiya ve güneyde Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’ni kapsayan bir alana kadar yayıldı. Her türlü tarım ürününde ve birçok kişide radyasyon etkileri farklı şekillerde gözlemlendi. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen Fukuşima faciası ise akıllara “onlar bile önleyemediyse biz nasıl yaparız” sorusunu getirdi.

Farz edelim ki nükleer santralimizi hatasız bir şekilde inşa ettik ve işlettik. Elektrik kesintisi ya da deprem falan da olmadı. Peki, atıkları ne yapacağız? Plastik poşetlere koyup semt çöplüğüne mi atacağız. Yoksa kardeşim bu nehirler, göller, denizler ne işe yarar deyip radyasyondan kurtulduğumuzu mu düşüneceğiz?

 

Enerjinin sürdürülebilir olmasının yeni santraller inşa edip daha fazla üretmekle değil, daha bilinçli tüketmekle ve temiz enerji kaynaklarına yönelmekle sağlanabileceğine inanıyoruz. Bu yüzden ülkemizde ve Dünya’da nükleer santrallerin kapatılmasını savunuyoruz.

Diğer Kaynaklar:

http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/nukleersiz-gelecek/

http://thrakis.org/once-elektrik-kesintilerini-engelleyelim-sonra-nukleeri-konusuruz.html/

http://onedio.com/haber/nukleer-enerji-482984

http://nukleersiz.org/

Green Peace Enerji Devrimi Raporu | TMMOB-Nukller-Enerji-Raporu-2013