İğneada’da İki Mücadele İnsanının Mektubu

İğneada’da İki Mücadele İnsanının Mektubu

Değerli ilgililer, arkadaşlar, tanıdıklar..
Ekte Liman’ın geleceğine yönelik tehditle ilgili kararımızı açıklayan mektubumuz bulunuyor. Paylaşmak istedik.
Doğasının ve insanlarının saygı ve sevgi gördüğü bir Türkiye’de yaşamak umuduyla..
Şahika ve Asaf ERTAN

NEDEN 2015 YILINDA ÇİMENTO-KÖMÜR-TOZ TOPRAK LİMANINA KARŞIT ÇALIŞMADA YOKUZ?
igneada_cimentoPek çok kişinin bildiği gibi, 2007 yılında, 3-4 Kasım tarihinde, İğneada Limanı’nın kömür ve çimento ithalatı ve ihracatına yönelik bir ticaret limanı haline gelmesi tehdidine karşı bir bilgilendirme toplantısı yapmıştık. Limanköy Balıkçılar Kooperatifi, liman üstündeki yapı kooperatifleri ve İğneada Doğal Yaşamı Koruma ve Bölgesel Yaşamı Destekleme Derneği başkanı rahmetli Orhan Uyanık’la birlikte; 22 doğa koruma kuruluşunun katılımıyla, bu geniş çaplı toplantının gerçekleşmesinde bilfiil çalışmış, maddi ve manevi olanaklarımızı seferber etmiştik. Ardından tamamen yanlış bilgiler üzerine inşa edilmiş Çevreye Etki Raporu’nun reddi yönünde Balıkçı Kooperatifi de bir dava açmıştı. Toplantılarda ortaya çıkan gerçeklerin ışığında açılan bu dava neticesinde de uyduruk ÇED raporu reddedilmişti.

Bu toplantı sırasında biz, reddettiğimiz ve tüm bölgeye büyük zarar vereceğini bildiğimiz sanayi limanı projesine karşılık, yerel halkın sosyo-ekonomik kalkınmasına hizmet edecek bir dizi öneriyi de 22 sivil toplum kuruluşunun imzaladığı toplantı sonuç raporunda dile getirmiştik. Önerilerin başında yöre limanında yatların bağlanarak hizmet almalarını sağlayacak bir bölümün oluşturulması geliyordu. Bu ve benzeri önerimizi yıllar boyu tüm görüştüğümüz yöneticilere ve de halka anlattık. Ancak Limanköy hanımları ile birlikte oluşturduğumuz gayrı resmi üreticiler birliğinin ortaya koyduğu çaba dışında tutarlı, gerçekçi bir kalkınma uygulaması görmedik. Buna karşılık bölgede gelişen manzara şöyle oldu:

1456506PANORAMA_-_IGNEADA– İğneada, tipik Anadolu kasabaları gibi çirkin bir yapılaşma ile kimliğini iyice kaybetti. Özellikle beldenin girişi, bitişik nizam inşa edilen çok katlı binalarla bir beton kaleye döndü. Her yanda birbirinden kişiliksiz, çirkin binalar yükseldi; tüm yerleşim alanı estetikten tümüyle yoksun bir apartman yığınına dönüştü. Giderek köyler de bu kötü yapılaşma kervanına katıldı; eski sevimli köy evlerinin yerini çatısı bile olmayan, kat sayısı artan, çatısız damlarında inşaat filizleri ve garip görünüşlü güneş sistemleri yükselen binalar almaya başladı. Üstelik bu binalar sadece estetik sorunlar doğurmadı. Yalıtımsız ve gelişigüzel, bilgisizce üretilen bu yapılarda ısınma sorunları ve rutubet gibi nedenlerle yaşam kalitesi de iyice bozuldu.

– Kırda-sahilde sözde doğadan istifade edenler de başka bir sorun oluşturuyor artık. İnsanlar en güzel alanlara gidip güya piknik yapıp içkilerini içtiler; çöplerini, içki şişelerini, zahmet edip, hemen yanı başlarındaki çöp konteynerlerine atmak yerine oraya-buraya fırlattılar; silahlarıyla nişan aldılar, kırıp döktüler.. Evsel atıklar her yana bırakıldı. Ormanların içi açık çöplüklere dönüştü. Öyle ki sahilde “Kaptanın Mezarı” diye anılan yerin biraz ilerisinde, birbirinin gövdesine yapışık büyümüş iki ulu dişbudaktan biri fırtınaya dayanamayıp çöktüğünde, hayata hiçbir saygısı olmayanlar onun oyuk kalmış kalbini bile çöplüğe çevirmekten hicap etmediler. Nimet sunan, bölge halkını asırlardır besleyen, bölgenin en önemli geçim kaynaklarından orman, sanki böyle yüce bir hizmeti sunan o değilmiş gibi hırpalana hırpalana, kirletile-sömürüle perişan edildi; ediliyor.

erikli golu

Erikli Gölü

– Yazın çadır kurulan bir kamp sahası var Erikli Gölü’nün kenarında. Bu yaz sonu bir şiddetli yağış oldu. Kampçılar zar-zor kaçıştılar, geride inanılmaz bir çöp yığını bırakarak..Kimse toplamadı bu çöpleri. Çöpler bir zaman sonra tekrarlanan selle denize giderken rüzgârla uçan naylonlar da ormana.. Alın, size bir başka çevreye saygı(!) örneği daha!

– Bir zamanlar kalkanı, palamutu, deniz ürünleri ile büyük şehirleri bile besleyen İğneada denizleri, yanlış ve kuralsız avcılıkla fakirleşe fakirleşe artık kendi halkını bile besleyemez hale getirildi. Yıllarca bunun yanlış olduğunu anlattığımız balıkçılarımızın çoğu bize gülüp geçtiler. Taa ki acı gerçek bu denizlere de yerleşene kadar. Şimdi denizlerimiz de boş. Bir kez bile yumurta bırakmamış balıkların avlanması, her türlü hoyrat avcılık artık buradaki balıkçılığı geçmişe ait güzel bir masala dönüştürdü. Denizde ümit kalmadı yani. Denizde ümidin kalmadığını, limanın çöp ve mezbele yığını halindeki görüntüsü de söylüyor zaten.

igne4

Mert Gölü

– Eskiler çevredeki bolca görülen karacaları anlatırken aynı zamanda onları nasıl avladıklarına da değinirler. Ama artık bölgede av hayvanı da yok. Çünkü bir tarlada görünen tek bir tavşanı, çamura inmiş tek bir çulluğu bile ağzı sulanarak yokeden, tek bir tavşanın-kuşun-karacanın bile üremesi için yaşamasına izin vermeyen, hemen hiçbir vicdanî, idarî denetimi-sınırlaması olmadan yapılan avcılık nedeniyle dağlar-kırlar-ormanlar sahip olduğu tüm yaban hayvanı zenginliğini hemen hemen bütünüyle tüketti. Babasının ruhsatlı ama çoğunluk ruhsatsız silahını kapan gençlerimiz, hatta çocuklarımız hiçbir avlanma terbiyesi-eğitimi almadan önüne gelen karatavuğu, tahtalıyı, sığırcığı, su kuşlarını tavşanı yokediyor. Öyle ki erken zamanda parmak kadar palamut vanozlarını avlamak için nesli tehlikedeki martılar bile tüyleri çapari oltalarında kullanılmak için vuruluyor; kimi de denizde kalıp ziyan oluyor. Zaten kaç avlanan kişi avladığı hayvanın yaşam öyküsünü, dünyadaki sayısını, doğal döngüdeki önemini biliyor ki? Kaç avlanan doğru-dürüst nişan alıp tüfek süzebiliyor ki? Muhtemelen yaralanan kuş sayısı ele geçirilenden de fazla!

– Istranca Dağları, dik ama ekolojik yapısının önemli bir parçası olan ağaçlarla kaplı yamaçları ile güzel bir karayoluna sahipti. Belki bazı virajlarının düzeltilmesi, bazı bölümlerinin genişletilmesi ile bölgenin talebini karşılayacak yeterli bir iyileştirmeye tabi tutulabilirdi. Ancak o dik yamaçları kazınarak, gereksiz açmalar-genişletmeler yapılarak heyelana davetiye çıkarılan, kötü bir mühendislik uygulaması ile son derece tehlikeli bir hale getirildi. Pek kimseden itiraz gelmedi bu çirkinlik için. Anlaşılan herkes, uygar ülkelerde görünmeyecek bu, çevreye saygısız ve sakıncalı inşaat şeklinden ve sonucundan memnun. Hatta belki birçok kişi Demirköy-İğneada arasındaki yolun da aynı şekilde ihya(!) edilmesini istiyor..Ne diyelim?

1174852_650184455005372_202700850_n– Çok basit gibi gelebilir ama İğneada’da bazı yol başlarına konanlar gibi, İğneada- Liman arasına, Limanköy sapağına da güzel bir işaret levhası dikilmişti bir zamanlar. O levha bir gün devrildi. Aylarca yattı yerde; kimse onu bir daha ayağa kaldırmayı düşünmedi, dikmedi. Çünkü hemen kimse için bu tarz yıkılan-dökülen-kırılan kamusal varlıkların önemi yok. Evlerin içine gösterilen özenin onda biri hepimizin ortak değeri olan çevreye gösterilmiyor ki.. Çevrenin, pek kimse için bir önemi yok anlaşılan. Görünen manzara, yaşanan gerçek aynen bunu gösteriyor. Ormanın içine dalan yolların hemen hepsinin girişinden belki 50 adım sonra karmakarışık çöp yığınları öyle sere serpe dağılmış durumda. Milli park sınırları içinde ne yapılmamasını açıklayan uyarıcı levhalarla alay edercesine yapılan eylemleri kimse denetlemiyor. Muhtarların çöp toplama isteklerine cevap veren bir tek yetkili yok.

İşte yukarıda anlatmaya çalıştığımız genel manzara, ne Istranca Dağları’nın olağanüstü değerinin, ne Karadeniz’in bereketinin, ne İğneada’da varolan muhteşem doğal güzelliğin bölgedeki çoğunluk tarafından bir anlam ve önem ifade etmediğini ortaya koyuyor. Bir hayat alanı, eğer orayı en çok kullanan yerli insanların büyük bölümü için bir değer ifade etmiyorsa o zaman küçük bir grubun, özellikle bizim tıpkı 2007 yılında olduğu gibi, bir çaba içine girmemizin de anlamı kalmıyor. Dolayısıyla, orada yaşayanların çoğunluğunun perişan ettiği bölgeye bir sanayi limanı yapılıp yolda dev kamyonların gidip-gelişinin de fazla bir kötülüğü kalmıyor yukarda saydığımız görüntülerin yanında. Aynı umursamazlık nasıl İstanbul’u mahfedip yaşanması cehennem azabına dönüşen bir kent haline getirdiyse İğneada ve çevresi de bir İstanbul olabilir. Bu gerçeklerden üzgün değil miyiz? Elbet de üzgünüz. Bizim için çok anlamlı, çok değerli ve adeta kutsal bir yerdir orası. Ama Allah’ın bize lûtfettiği her güzellik ancak o güzelliği paylaşanların verdiği önem kadar yaşar. Ve her toplum da lâyık olduğunu yaşar. Sözün bittiği yer, işte tam da burası!

İsmail Metin

İsmail Metin Hakkında

Thrakis ekibi ile doğa yürüyüşleri ve kamp organizasyonları yapan Metin, “Bireyin doğası değil doğanın bireyi olabilmek” felsefesine inanmaktadır. devamı