Hoş Geldin ”Trakya”

Hoş Geldin ”Trakya”

 

Selam olsun Tekirdağ’ın anasonuna, Kırkşehitler’in yasına, Edirne’nin kırmızısına.

Trakya’da yapılan iyi işlerin haberlerini alınca kendi işimmiş gibi seviniyorum, heyecanlanıyorum mutluluk duyuyorum. Bölgeye yapılan kum tanesi kadar katkı bile, gelecek nesillere bırakılan en büyük miraslar arasında yerini alıyor. Hele bu miras, Alternatif Medya Grubu’nun Trakya Dergi’si gibi kültürel bir miras olunca ne tadından yeniyor ne de okumalara doyuluyor.

Twitter’da allane dolaşırken rastladım Trakya Dergi’ye. O kadar iş güç arasında şimdi işin yoksa bir de bunu merak et de dur dedim kendi kendime. “Kim çıkarmış, içeriği nasıl, nereden edinebilirim, kaç gün kargo beklerim” gibi bir kucak dolusu soru, birkaç gün dolaşmadı değil aklımın ücra köşelerinde. Söz konusu Trakya kültürü olunca, en az benim kadar yenilikleri takip eden İsmail’e söyledim hemen dergiyi; “Biliyorum Abi.” dedi. E şaşırtmadı tabi. “Online olarak da okuyabiliyorsun.” diye de ekledi. Köşe yazısıdır, makaledir internet ortamında olunca iyi gidiyor da; söz konusu kitap ya da dergi olunca ben pek beceremiyorum o işi. Kalsın dedim, ben bir şekilde edinirim. Kendilerine mesaj attım hemen İstanbul’da nereden satın alabilirim diye. Sağ olsunlar, jet hızıyla döndüler “Biz yollayalım.” diye. Ne yalan söyleyeyim; kolayıma da gelmedi değil. Olur verdikten iki gün sonra da yolladılar dergiyi hatta sonra bir daha yazdılar geldi mi diye.

Kırklareli’de uzun yıllardır tanıdığım, bölge ile ilgili sivil toplumdan gazeteciliğe fotoğraf sanatından kültürel etkileşimlere kadar ne varsa kıyısından köşesinden yakalayıp dahil olan Erhan Baycan ile karşılaşmanız olağandır. Bu derginin de ilk sayfasında merhaba ile karşıladı beni. Dedim ” bu iş olmuş”. Genç, dinamik ve bölgeye hassasiyeti olan Alternatif Medya ekibinin elinden çıkıyor Trakya Dergi. Yaptıkları nice güzel işe, bir yenisini daha eklemişler.

Kültürel Çeşitlilik

Dergi seksen altı sayfadan oluşuyor. Reklamları işin içerisinden çıkarırsak, epey zengin bir mönü ile karşılaşıyoruz. Bölgemizin tarihine ışık tutmuş en güzel ayrıntılarından biri olan Hayrabolu Köprüsü bizleri 21. sayfada karşılayıp nasıl toprak altında kaldığını, azim ve kararlılık doğrultusunda eski şatafatlı günlerine dönmek istediğini fısıldıyor kulaklarımıza. Az biraz ilerleyince derginin içerisinde İğneada devralıyor Hayrabolu Köprüsü’nün yerini. Türkiye’nin en uzun ikinci sahil şeridi olduğunu, içerisinde binlerce hayvanı koruyup kolladığını bir baba edası ile anlatıyor ve ekliyor sonra da hafif sırıtarak; sınırları içerisinde bulunduğu ilin plaka kodunun 39 oluşu ile  .

Trakya’nın Değerleri

Tarihini, kültürünü bir şekilde tanıtırız da hep eksik kalır bu topraklardan yetişen insanlar. Trakya Dergi bu eksikliği görmüş olmalı ki; birbirinden değerli sanatçılara, yazarlara akademisyenlere yer vermiş ilk sayısında. Bunlardan biri de Arif Şentürk, bizim tabirimizle ”Arif Aga”. Sıcak ve samimi bir röportaj gerçekleştirmişler Arif Aga’yla. Aga başladı mı bir kere; zordur susturmak. Kolay değil ya; yılların tecrübesi, birikmişi var. Makedonya’dan Yayla Mahallesi’ne, oradan da Zeytinburnu’na doğru göç hikayesini, bir ses yarışmasından TRT stüdyolarına uzanan müzikal kariyerini anlatıyor Arif Aga bize. Sonuna da ekliyor sitemini: “Ben Rumelili’yim diyene kadar neredeydiniz? Benden sonra başladı Rumeli Köftecisi, Rumeli Hastanesi, Rumeli Dernekleri.” diye, ama çok sürmüyor sitemi “Olsun, mutluyum.”

Uzun yıllardır Trakya mutfak kültürü ve gastronomi turizmine katkıları ile tanıdığımız Kırklareli Üniversitesi öğretim görevlisi Ali Çakır, “Türkiye’nin en güzel peyniri Trakya’dadır, Trakya’nın en güzel peyniri de Kırklareli’de.” deyip tatlı bir rekabet oluşturuyor kardeşlerimiz ile aramızda. Bu rekabetin üzerine iki yöresel tarif verip çekiliyor köşesine.

Gerçek Trakya, Suyun Öte Tarafı

Sadece Türkiye Cumhuriyeti topraklarında kalan Trakya ile değil; Balkanlar’daki kardeşlerimiz ile ilgili bilgiler alabileceğimiz iki güzel yazı daha mevcut dergide. Erhan Baycan’ın güzel fotoğrafları ile süslenen yazıyı yine Erhan kaleme almış. Saray Bosna Müzesi Müdürü ve aynı zamanda Balkanlar’daki iki Osmanlı arkeoloğundan biri olan Adnan Muftaroviç ile bu yazı içerisinde tanışmak beni oldukça gururlandırdı. Umarım Balkanlar’daki başarılı insanlara daha fazla yer verirler önümüzdeki sayılarında.

Bir diğer Balkan yazısını Nedret Benzet kaleme almış. Yanı başımızdaki kendine has gelenekleri ile ilgi çekmeyi başarmış bir yer olan Malkı Tırnovo’dan güzel fotoğraflar ile süslemiş yazısını. “Türk ve Bulgar ıstrancaları ayrı bir dile ve dine mensup olsalar da kültürleri birbirine benzerlik gösteriyor” diyor yazısında.

Yeşil-Beyaz

Açıkçası okurken en çok keyif aldığım yer, Kırklareli Spor Başkanı Volkan Can ile yapılan röportaj oldu. Malum, Trakya takımları spor alanında gerek maddi gerekse manevi yetersizlikten ötürü profesyonel liglerde Ancak bu durum, Kırklareli Spor ve daha da önemlisi Volkan Can ile son buldu. Futbolculuktan gelip nasıl kulüp başkanlığına oturduğuna bir kez daha şahit oluyor; borç içerisindeki kulübü devralıp kentte ortak bir değer algısının nasıl oluşturulabileceğine kanat getiriyoruz. Sadece kent ile kalmayıp bölgedeki diğer takımlara da ilham ve umut kaynağı olmuş bir başkandır Volkan Can.

 

Memleket Havası,

İstanbul’un bu kirli ve kasvetli havasında bir nebze de olsa memleket havası almak isteyenler içindir Trakya Dergi. Ve bu havayı daha uzun soluklu kılabilmek için bölge otoriteleri tarafından desteklemeli; bölge halkı tarafından sahip çıkılmalıdır Trakya Dergi’ye.

Selam ve Sevgilerle,

Poloslu Kadri Çavuş’un torunu Uğurcan Top.

 

 

 

 

Uğurcan Top

Uğurcan Top Hakkında

Trakyalı