Evet… Eleştiriyorum!

Evet… Eleştiriyorum!

 

Uzun zamandır oturup bir yazı yazamıyordum.

Çok uzunca da yazabilirim ama kısa yoldan başlayacağım. Evet, eleştireceğim. Hem de sonuna kadar.

Geçtiğimiz haftalarda Trakya’da Tekirdağ’da Ulaş’ta yapılması gündeme gelen bir termik santral süreci oldu ve bölge halkı bununla ilgili bir eylem düzenledi. Sosyal medya üzerinden ve basın organları üzerinden takip ettim. Ve şöyle bir habere rastladım. “Parti bayraklarını gören köylüler mitingten ayrıldı.”

Uzatmadan soruyorum, “Bu şovenizmi ne zaman bırakacaksınız?” hiç öyle halkın yanındayız, çevre kıyımlarına karşı duruyoruz söylemlerini ortaya atmayın.

Siz şunun cevabını verin, çevre ve doğa kıyımı ile ilgili bir eylemi, bir siyasi parti mitingine neden çevirmek istiyorsunuz? Homojen olmayan yapıdaki insanlara bunu kabul ettirme çabanız niye?

Her yerde parti bayrağınızı alıp, önünüze bilmem ne ilçe, il başkanlığı yazması çok mu gerekli. Sivil olarak bir olaya tepki gösterip katılamıyor musunuz?

Evet eleştiriyorum, çünkü buna hakkım olduğunu düşünüyorum. Trakya’daki çevre mücadelesinin her kademesinde yer almış ve birçok süreci bizzat yaşamış biri olarak bazı emeklerin heba edilmesine göz yumamıyorum.

Kendilerine siyasi arenada bir yer bulmak isteyenlerin sahnede kendini gösterdiği yer haline geldi artık bu tarz etkinlikler.

Bunu destekleyici bir şekilde ilgili partinin Pazartesi toplantısında ne kadar güzel söylemişler. “Tekirdağ, Edirne milletvekillerinin yer aldığı bir mitingte Kırklareli milletvekilleri neden yok?” diye sorulmuş.

Seçim dönemi ortaya çıkan İğneada nükleer santral olayına bile omurgalı bir tepki koyamayan, Istırancalarda köylülerin taş ocağına, maden ocağına tepkilerinde yer almayan vekillerin oraya gitmesi ilginç olurdu. Daha ne bekliyordunuz ki? Yerini garanti gören milletvekillerinden ne beklenebilirdi?

Kıyıköy’de ön ödemeli su sayacı sistemine tepki gösteren ve bu nedenle belediye tarafından cezalandırılan, kilometrelerce öteden evine su taşıyan Pembe Teyze’nin direnişini görmeyen, ağzını açmayan vekil nasıl milletin vekili olabilir?

Burada şunu da görüyorum siyaset insanları nasıl esir alıyor ve kendi ideolojileri içerisinde hapsediyor.

6 yıl önce hemen hemen her kademesinde yer aldığım ve organizasyon sürecinde bir fiil arkadaşlarımla birlikte 2 gün çadırda kalıp destek verdiğim “Ergene Hayata Dönsün-2” eyleminde kollektif olarak aldığımız bir karar vardı.

Hiçbir siyasi kimse sahneye çıkarılmayacak ve buna izin verilmeyecek. Sadece bu sorunu yaşayan halk konuşacaktı. Ve en önemlisi hiçbir sivil toplum kuruluşu, kurum kuruluş, siyasi parti kendi logosu, bayrağı, flaması, afişi ile eyleme katılmayacaktı. Ön planda sadece Ergene kirliliği olacak ve tüm afişlerde logosuz isimsiz sadece Ergene Nehri kirliliği ile ilgili mesajlar olacaktı. Bunu rica etmiştik katılacak herkesten. Büyük çoğunlukla da başarılı olduk.

Ve şunu yapmak istemiştik. Alanda sadece yerel halk olsun, kalabalık görünce gelen seyyar satıcılar, baloncular olmasın istemiştik.

Şimdi bu eylemlere gidip her yere bayrak açan partililer, seyyar satıcılardan, balonculardan ne farkınız var?

Ne kadar doğru bir yaklaşımla bunu düşündüğümüzü şimdi daha net görüyorum ve görmek istiyorum.

Geldiğimiz noktada o günden bugüne yapılanlardan bir adım dahi ileri gidilemediğini görüyoruz.

Uzunköprü’de Ergene’ye atlayarak intihar eden bir genci aramak için nehre girecek dalgıçlar aşırı zehir nedeniyle giremiyorsa ve bunu raporlarla ortaya koyuyorsa daha ne söylenebilir ki.

Bakanlar çıkıp Trakya’daki belediyeleri suçluyorlar. Evet suçlu olabilirler ama tek kaynağı bu değil. Sanayi kaynaklı kirleticiler göz ardı edilemez. Lakin buna karşı çıkıp tepki gösteren, gösterecek bir belediye başkanı göremiyorum. Çıkıp, “Evet biz suçluyuz, evsel atıklarla, arıtmasız kanalizasyon atıklarımızla nehri kirlettik. Peki siz ne yaptınız? Sanayi kaynaklı kirleticileri neden görmediniz? Bu sorun 5 yıllık, 10 yıllık bir sorun değil. 30 yıllık bir sorun. Burada daha önce sizlerde vardınız, o zaman neden göz yumdunuz?” diyen yok.

Ama eylem, miting olduğunda kocaman parti flamasıyla sokağa çıkmakta üstlerine yok.

Örgütlü toplum evet iyidir. İnsanlar birlikte hareket etmelidir. Lakin dayatma ile değil. Burada en çok emeği veren ve yerel sorunu ulusal hale taşıyan çevre aktivistleri zarar görüyor. Bütün emeklerini zamanlarını buna harcıyorlar. Ortaya bir mücadele doğuruyorlar, gerektiğinde cebindeki parayı son kuruşuna kadar buna harcıyorlar. Karşılık beklemiyorlar ama sizin bu yaptığınız onların emeğinin önüne geçiyor.

Bu yolsuzluk değil de nedir? Emek yolsuzluğu…

Şimdi yine bakıyorumda “10 Nisan’da Ergene Yürüyüşü” diyorlar. Destekliyor muyum, evet. Eleştiriyor muyum, evet.

Allah aşkına, Aleksis Çipras’ı davet etmek nedir? Niye bu şovenizm?

Müslüman mahallesinde salyangoz işlerini bırakalım.

Çipras’la ne anlatacaksınız da neyin şovunu yapacaksınız? Sabah Çipras’la yürüyüp, akşamda Edirne Bayırı’nda kadeh tokuşturmaktan başka ne yapacaksınız? Ajandanızda bu yoksa ben bir şey bilmiyorum.

Oraya Çipras geleceğine Ayşe Teyze gelsin, Mehmet Amca gelsin. Sorunu yaşayan onlar. Ergene’nin zehrini soluyan, her gün ölen onlar. Onlar haykırsın.

En önde protokol yürüyeceğine onlar yürüsün. Mikrofondan dilleri döndüğünce onlar seslensin. Kendi reklamı peşinde olan ve gelecek nesiller için değil gelecek seçimler için plan yapanlar ön plana çıkmasın. Bakalım arkada, halkın içerisinde olmak onlara nasıl bir duygu gelecek. Basında önde fotoğraflarının olmaması onların şişik egolarını nasıl indirecek.

Yoksa arkada kalınca, “Ben milletin vekiliyim, milletin sorununu sadece ben haykırırım. Millet ne anlar, ben önde yürürüm, onlar benim arkamdan gelsin.” Mi diyecek

Yerelden başlamayan hiçbir hareket ulusala yayılamaz. Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’da yayılan çoban ateşleriyle bu mücadeleyi başlattı.

Taban yayılmayan hareket ayakta duramaz. Kendini tekrarlar.

Daha ne kadar yazsam belki yine aynı şekilde hareket edecekler lakin pes etmek yok…


İsmail Metin

İsmail Metin

İsmail Metin Hakkında

Thrakis ekibi ile doğa yürüyüşleri ve kamp organizasyonları yapan Metin, “Bireyin doğası değil doğanın bireyi olabilmek” felsefesine inanmaktadır. devamı