“ERGENE’Yİ KİRLETENİ BELEDİYE DE KAPATABİLİR”

“ERGENE’Yİ KİRLETENİ BELEDİYE DE KAPATABİLİR”

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nun Edirneli üyesi Av. Bülent Kaçar, Ergene Nehri’nin kirletilmesi konusuna farklı bir bakış getirdi. Kaçar, Ergene’yi kirleten kuruluşları bölgedeki belediyelerin kapatma yetkisi olduğunu ancak bugüne kadar kirlilikten şikayetçi olan belediyelerin böyle bir uygulamaya gitmediklerini söyledi.

Ergene’yi kirlettikleri için haklarında işlem yapılan hiçbir kurumun Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet edilmediğini, oysa anız yakan bir köylü hakkında savcılık şikayetleri yapıldığı konusundaki tezata da dikkat çekiyor Kaçar. Nihal Özocak, Av. Kaçar’la, Ergene’den, çevre yasalarına, belediyelerlerden iç güvenlik paketine kadar birçok konuyu kapsayan bir söyleşi yaptı.

Bülent3Nihal Özocak: Sayın Kaçar, siz avukatsınız. Neden siz de diğer meslektaşlarınız gibi kendi işinizi yapıp, suya sabuna dokunmadan yaşamıyorsunuz? Neden her hafta sonu TV karşısına oturup keyifle maç izlemiyorsunuz? Neden devamlı oradan oraya koşuşturuyorsunuz? Siz ne yapmak istiyorsunuz?

Bülent Kaçar: Bu soru neden çevre için, doğa için, hukuk için, insanlık için mücadele ediyorsunuz ise; Evet ediyorum, çünkü vicdanımın sesini dinliyorum. Eğer bana vicdanım bu doğa katliamına ve kentlerin bir rant alanına dönüştürülmesine karşı harekete geçmemi söylüyorsa, bu sese kulak veriyorum ve vicdanımla hareket ederek insanlığıma, kendime sahip çıkıyorum. Sadece geleceğime, topluma değil, aynı zamanda kendi onuruma, insan olma onuruma sahip çıkarak vicdanımla hareket ediyorum.

NÖ: Huzur ve asayişi sağlamak için getirileceği öne sürülen İç Güvenlik Paketi yasa tasarısı kent ve ekolojik mücadelelerini nasıl etkiler? Hem bir hukukçu, hem de kent ve çevre mücadelecisi olarak görüşleriniz nelerdir?

BK: İç Güvenlik Paketi ile ekoloji mücadelesi çok iç içe geçmiş meseleler. Çünkü, bugün geldiğimiz noktada, çevre hakkına, doğa hakkına sahip çıkmak, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını savunmak, bir meşru müdafaa hareketidir. Bu çerçevede bir direnme hakkını beraberinde getiriyor. Siyasal iktidar şu an hiçbir muhalefet öznesinin, bir muhalefet odağının olmasını istemediği için, bu iç güvenlik paketi de suyunu, toprağını, vadisini, deresini savunan köylülerden, yeşil alan talanına karşı çıkan mahallelere kadar herkesin bu tür meşru demokratik eylem yapmasını engelleyen, yapanlara cezai, idari yaptırımlara maruz bırakacak hükümler içeriyor. Bu sebeple İç Güvenlik Paketi denilen ve bizlerin demokratik haklarına anayasal ve uluslararası sözleşmelerle hüküm altına alınmış, garantilenmiş haklarımıza ağır bir hukuksuz saldırı içeriyor.

NÖ: Yeni yasal düzenlemelere göre ”direnişler savcının izni alınmadan dağıtılabilecek, örneğin parkını korumak için eylem yapan sade vatandaşlar, polise mukavemetten gözaltına alınabilecek”. Vali ve kaymakamların kolluk kuvvetlerine doğrudan emir verme yetkisinin yerel direniş hareketine etkisi ne olacaktır?

BK: Eğer kolluk kuvveti dediğimiz emniyet güçleri, kendi inisiyatifiyle veya vali ve kaymakamın emriyle bir kişiyi gözaltına alıyorsa, 48 saat, 72 saat gözaltında tutabiliyorsa ve bunun için bir savcı kararı, hakim kararı gerekmiyorsa, insanların hürriyetlerinden alıkonulmasına karar verebiliyorsa, bu şu demektir; Kolluk veya idari makamlar yargıç, savcı oluyor demektir. Bunun fiili karşılığı budur.

NÖ: İç Güvenlik Paketi’ne göre, talanın, işgallerin en yoğun yaşandığı kıyılarda görev yapan jandarma ve sahil güvenlik personeli hakkındaki raporları vali ve kaymakamlar yazacak. Bu personelin terfi ve atamalarında bu raporlar kriter olacak. Bu durumun sonuçları neler olabilir?

BK: Jandarma, kırsal alanda aynı zamanda bir adli kolluk kuvvetidir. Dolayısıyla, suça, kanuna aykırılıklara anında müdahale etmesi gereken durumlarda derhal müdahale etmesi gerekiyor. Ek olarak şunu söyleyeyim, jandarma teşkilatında çevre koruma timleri de var ve bu, hem bir idari yapı olarak, hem de mevzuat olarak yıllar önce jandarma teşkilatlandırmaya kondu. Ancak, ne Ergene Nehri’nin kirletilmesinde, orman alanlarını fütursuzca yok eden yol açmalar, orman katliamları, veya meraların talanı vb. birçok ekolojik yıkım getiren, özellikle şirket sermaye kaynaklı müdahalelerde jandarmanın pek harekete geçmediğini görüyoruz.

NÖ: Yetkisi olduğu halde mi?

BK: Bence evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bir çevre kanunu var. TCK 181 ve 182’nci maddelerinde çevrenin kasten ve ihmalen kirletilmesi maddeleri var ve bunların uygulanması, bunların yaptırımlarının uygulanmasının bir muhatabı da jandarma ve jandarmanın çevre koruma timleri. Bu durumda ben hiç müdahil olduklarını görmedim, duymadım. Örneğin, jandarmanın Ergene Nehri’ni kirleten kendi sorumluluk alanında bir işletmeye dair savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu duymadım. Biz Ergene Platformu olarak, geçen yıl bakanlığa verdiğimiz bilgi edinme dilekçesinde bakanlığa şunu sorduk; Bu güne kadar Ergene Nehri’ni kirlettiği için hakkında idari para cezası tutanağı tutulan işletmelerin hangi veya hangilerini savcılığa şikayet ettiniz, kaç adet şirket şikayet edildi diye sorduk. Hiç dediler. Oysa, anız yakan çiftçiyi hem para cezasıyla hem de savcılığa şikayetiyle hukuksal olarak cezalandıran devlet uygulaması, şirket, fabrika, sanayi tesisi gibi kurumların bu çevresel zararlarında neden devreye sokulmuyor anlayamıyorum. Bu bir tercih tabii ki; Ne olursa olsun kalkınalım, aman istihdam düşmesin, fabrikalar kapanmasın, fabrikalar kapanırsa bu insanlar ne yer ne içer gibi ucuz demagojilerle geleceğimizi çalan, bitiren, karı, rantı her şey gören anlayışlarla bu ülkenin kalkınması asla mümkün değil.

NÖ: Ergene Nehri’nin kirletilmesinden şikayetçi olan belediye başkanları, Çorlu ve Çerkezköy’deki arıtma tesisi olmayan sanayi işletmelerini kapatma yetkisi olduğu halde, neden bunu uygulamıyorlar?

BK: Belediye Kanunu’nun 1’inci maddesinde bu kanunun amacının çevreyi korumak olduğu yazıyor. Belediyelerin hepsinde çevre koruma müdürlükleri var ve hepsinde de çevre mühendisleri müdür olarak görev yapıyor. Benim kentimin mücavir alanı onun sorumluluğudur. Dolayısıyla, bu alandaki her tür çevresel zararı önlemek, bunu gerçekleştirenlere karşı hukuksal ve idari harekete geçmek onların görevi.

NÖ: Ergene Nehri’ni kirleten kaynaklar neler?

BK: Ergene Nehri’ni kirleten üç kaynak var; Sanayi tesisleri, fabrikalar; Ergene Nehri’ne kentsel ve evsel atık boşaltan yerleşim yerleri ve belediyeler; bir de tarımdaki zirai ilaç, kimyasallar, gübreler bu kirliliği oluşturan kaynaklar. Bu çerçevede, belediyelere de büyük görev düşüyor. Belediyelerin bir kısmında arıtma tesisi kuruluşu devam ediyor. Bu geç kalmış bir durum. Ocak 2013’te Uzunköprü’de temeli atılan ve bir yıl içinde bitirilmesi ve faaliyete geçirilmesi planlanan arıtma tesisinin son durumu nedir? Uzunköprü arıtma tesisinin yapımı bitmiş durumda. Ama zannediyorum, DSİ ve müteahhit firma arasında bir devralamama durumu var. Tam olarak bitirilmemiş ki, devreye alınamıyor. Dolayısıyla, evsel ve kentsel atıkların belki biraz da olsa arıtılarak nehre verilmesi mümkün olacak ama, şunu da unutmamak lazım; Şu an planlanan arıtma tesislerinin hepsi biyolojik arıtma tesisleri. Hiç biri kimyasal maddeleri arıtan, tam olarak ileri kimyasal arıtma tesisleri değil. Yerel medyanın, yaşam alanı mücadelelerine yaklaşımı konusunda düşünceleriniz nelerdir? Gereken desteği veriyorlar mı? Özellikle, Ergene Nehri’nin kirliliği konusunda, genel olarak da Trakya’daki çevre sorunları noktasında Trakya yerel basınını, yerel televizyonları Trakyalı tüm medya mensuplarını tebrik ediyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum. Tüm samimiyetimle onların bu mücadeleye inanılmaz katkı verdiğini, duyarlılıkla desteklediğini düşünüyorum. Çok yaratıcı başlıklarla çok güzel haberler yaptılar. Hala bu konuya destek veriyorlar. Belki son dönemde yandaş adı verilen bazı medya kuruluşlarının hükümeti öven yayınlar yapması, hükümetin uygulamalarını tersyüz edip açıklaması, yayınlaması eleştirilebilir ama genel olarak baktığımızda, özellikle bölgemizde basın bu konuda ciddi bir şekilde katkı sundu.

NÖ: 22 Mart’ta, Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği, Edirne Tabip Odası, Edirne Makine Mühendisleri Odası ve Edirne Barosu öncülüğünde Edirne’de gerçekleştirilecek ‘Su Sempozyumu’nun gündem maddeleri neler?

BK: Su Sempozyumu, 22 Martta Edirne Makine Mühendisleri Odası’nda yapılacak. Değişik oturumlar var. Benim de son oturumda ‘’Trakya’da suyun ticarileştirilmesine dönük belediyelerin uygulamaları ve hukuksal durum’’ başlığıyla bir sunumum olacak. İçme suyunun bir hak mı, yoksa yerel yönetime gelir getirici bir gelir kalemi mi olduğunun belediyelerce nasıl algılandığını, ön ödemeli akıllı sayaç uygulamalarını Çorlu Belediyesine karşı açtığım dava özelinde ve Dikili Belediyesinin herkese 10 ton ücretsiz içme suyu sağlanması üzerinden tartışmaya çalışacağım. Su konusunda belediyeler dışında da çeşitli ticarileştirme örnekleri bölgemizde var. Ergene Nehri’nin suyunu satma girişimleri var. Hatta çeltik üretici birlikleri gibi satan kuruluşlar var. Kırklareli Barajı Kooperatifi, çevresindeki sulama birliklerine baraj suyunu para ile satıyor. Sempozyumda bu tür sorunlardan bahsedeceğim.

NÖ: Son olarak; Siz Uzunköprü pirinci yiyor musunuz?

BK: Uzunköprü’de yetişen tarımsal ürünlerin tamamının kirli olduğu algısı doğru değil. Kirli suyla yetiştirilen hiçbir ürünü tüketmiyorum. Sadece Trakya’dan değil Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde kirli su ile yetiştirilen hiçbir ürünü yemiyorum.

NÖ: Eklemek istediğiniz bir konu var mı?

BK: 21 Mart’ta Edirne Makine Mühendisleri Odası’nda, Trakya Platformu olarak 2. Olağana Genel Kurul’umuzu yapıyoruz. Genel kurulumuza Trakya’nın duyarlı tüm kurumlarını, kuruluşlarını, kişilerini davet ediyoruz. Biz Trakya’yı, üç tarafı üç ayrı denizle çevrili, iki komşu ülkeye yaslanmış bir ekosistem olarak değerlendiriyoruz. Bu ekosistemde, birçok doğal, kültürel varlık mevcuttur. Longozundan nehirlere, dağlarından flora faunasına kadar çok ciddi bir ekosistem bütünlüğü var. Bu bütünlüğün bozulmaması için emek veren Trakya Platformu’nun genel kurul toplantısına, tüm yaşam savunucularını bekliyoruz.

 


Kaynak: Edirne Gündem Gazetesi/Nihal Özocak

 

İsmail Metin

İsmail Metin Hakkında

Thrakis ekibi ile doğa yürüyüşleri ve kamp organizasyonları yapan Metin, “Bireyin doğası değil doğanın bireyi olabilmek” felsefesine inanmaktadır. devamı